04.01.2008 tarihli hürriyet gazetesi alıntıdır. Evin bulunduğu mevki, Mimar Sinan’ın Süleymaniye Külliyesi için toprağın derinliklerinde taştan inşa ettiği tarihi setin üstüne denk geliyor. Bu noktadan itibaren Süleymaniye, dik yokuşlarla yuvarlana yuvarlana denize doğru iniyor. Şişhane, Galata ve Perşembe Pazarı tam karşılarında. Sağlarında iki denizin birleştiği noktadan üsküdar, Karaköy, Haydarpaşa, Çamlıca sırtları, Sarayburnu ve Topkapı Sarayı görülüyor. Sollarında ise Haliç akıp Eyüp ve Piyer Loti’ye kadar uzanıyor. Kafenin bulunduğu noktadan bunları görüyorsunuz. Binanın üst katına çıktığınızda ise, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü hariç, İstanbul’un bütün köprülerini izliyorsunuz.
Haliç’in sahipleri misafirlerine manzaranın yanında nefis ikramlar hazırlamışlar. Sabah 08.00’den itibaren kahvaltıya açılıyor dükkan. Ballı-kaymaklı, jambonlu, sucuklu, envai çeşit peynirli bir kahvaltı sofrasına buyur ediliyorsunuz. Nesrin Hanım’ın elleriyle yaptığı omlet, taa Üsküp’ten buralara kadar taşınmış farklı, değişik ve acayip lezzetli bir yemek. Kahvaltı ikramı ikindiye kadar devam ediyor, bu sırada devreye kekler, brovniler, pastalar giriyor. Akşam olup da karşı evlerin camları gün batımı renginde kızıllaşıp tutuştuğunda masalara yeni örtüler geliyor ve artık mekan kılık değiştirip ansızın bir İstanbul lokantasına dönüşüyor. Akşam keyfi ve gece sefası için gelenlere 20 çeşit meze yapıyorlar. Sonra ayrı ızgaralarda pişip servis edilen etler ve balıkların zamanı açılıyor. Ara sıcaklar taşınıyor masalara. Son müşterinin uykusu gelince bu Süleymaniye rüyası da bitiveriyor